Yatak Odasında Felsefe’den Sadizm’in İsim Babalığına: Marquis de Sade

Marquis De Sade, "Sadizm"in (başkasının acı çekmesinden zevk duyma) isim babası olarak da bilinen Fransız yazar.
Marquis De Sade, "Sadizm"in (başkasının acı çekmesinden zevk duyma) isim babası olarak da bilinen Fransız yazar.

Marquis De Sade, “Sadizm”in (başkasının acı çekmesinden zevk duyma) isim babası olarak da bilinen Fransız yazar. 1740 ile 1814 yılları arasında yaşamış ve yaşamının 29 yılını hapishanede, 13 yılını ise akıl hastanesinde geçirmiş önemli bir filozoftur. Otoriteye, toplumsal kurallara ve ahlaki değerlere aykırı bir yaşam sürmesiyle fikirlerinin temelini oluşturan liberten düşünceleri çok açık bir şekilde yaşaması ve bu doğrultuda giriştiği eylemler, yazılarının çok sert pornografik ve şiddet içerikli olması yaşamının bu kadar yılını hapishanelerde ve akıl hastanelerinde geçirmesinin esas nedeni diyebiliriz.

Yaşadığı dönemde, Fransız Devrimiyle monarşi yıkılmış ve yerine cumhuriyet kurulmuştu. Devrimden sonra Avrupa ve Batı dünyası için bir dönüm noktası olan özgürlükçü düşünceler daha da yaygınlaşmaya başladı. İşte bu özgürlükçü düşüncelerin arasında 1795 yılında Sade, “Yatak Odasında Felsefe”yi yazdı. Kitabı elimize alıp okumaya başladığımızda anlarız ki; Sade, daha en başından Libertenlere öğütlerle başlar ve onlara bu öğütler ışığında hitap eder: “Tüm yaşlardan ve cinsiyetlerden haz düşkünleri, yalnızca sizlere sunuyorum bu eseri: Bu ilkelerden beslenin, bunlar tutkularınızı gösterir. Soğuk ve yüzeysel ahlakçılarda korku uyandıran bu tutkular, insanı Doğanın gördüğü hale ulaştırmak için kullanılan araçlardan başka bir şey değildir. Tek amaçları, sizi mutluluğa ulaştırmak olan bu leziz tutkuları dinleyiniz.”

Aslında bir manifesto niteliği de taşıyan “Yatak Odasında Felsefe”, liberten olmak isteyen genç bir kıza libertenlik eğitiminin verildiği, ağır pornografi içeren fakat karakterler aracılığıyla okuyucuya altında yatan felsefi metinlerin ulaştırılmasının amaçlandığı yedi diyalogdan oluşur. Kökenini “liberte” (özgürlük) sözcüğünden alan ve toplumca benimsenen değerleri reddedip, kendi benimsediği değerlere uygun yaşayan libertenler; bir yatak odasında cinselliğe, felsefeye, dine, ikili ilişkilere değiniyor ve gerçek mutluluk nasıl olmalı sorusunun yanıtını arıyorlar. Sade bizi konuya, kurguya ve karakterlere yoğunlaştırmak istemiyor çünkü kitabın bu tarafında yorumlanacak pek bir şey yok ve hatta vasat bir görünüm veriyor desem yanlış bile olmaz. Bunların dışına çıktığımız zaman ise Sade’nin din, tanrı ve ahlak konusundaki fikirleri ve bu fikirleri dayandırdığı noktaların ele alındığına tanıklık ediyoruz. Sade’ye göre başkaları tarafından sunulan sapkın ve ahlaksız olarak nitelendirilen bütün görüşler, fikirler ve hareketler bize doğa tarafından verilmiştir.  Asıl bunlara sırtımızı dönmek ve olmadığımız biri gibi davranmak en büyük ahlaksızlıktır. Ahlakın yaratıcılığı öldürdüğünü, ahlaksızlığınsa insanı özgürlüğün derinliğinde, yaratıcılığının en uç noktalarına getireceğini anlatırken, tanrıtanımazlığı bir libertenin olmazsa olmazı olarak belirtir. Aslında suç yoktur, kötülük diye bir şey de yoktur, tuhaf olarak görülen bu alışkanlıklar, kilisenin baskısıyla insanların zihinlerinde zararlı olarak gösterilmiş zevklerdir. Dolmance, Eugenie’e verdiği eğitim sırasında şöyle der; “Dünyada hiçbir şeyde suç yoktur. Bir başkasına zarar vererek kişiye hizmet eden şeyin suç olması için, zarar görmüş kişinin, doğa için hizmet gören kişiden daha değerli olduğunun kanıtlanması gerekir: Oysa doğanın gözünde tüm bireyler eşit olduğundan, bu tercih imkânsızdır; dolayısıyla, bir kişiye zarar vererek bir diğerine hizmet eden eylem karşısında doğa tamamen ilgisizdir.”

Marquis de Sade, defalarca hapse girmiş olsa da kaçışlarında ya da serbest bırakıldığında yaşam şeklini korumuş, hapishanede geçirdiği yıllar boyunca yazmaya devam etmiştir. Yazdıkları 20. yüzyılın ilk yarısına kadar Fransa da dâhil olmak üzere pek çok ülkede yasaklı kalmıştır.

Ne gariptir ki; kendisi aslında aristokrat bir aileden gelmekteydi. Çocukluğunda ve daha sonra ise gençliğinin başlarında hem dini hem de askeri eğitim almıştı. Fransız İhtilali’nin ardından ise kendisini ‘Uygar Sade’ olarak tanımlamış,  Cumhuriyeti desteklemiş ve bir aristokrat olmasına rağmen bürokratik görevler de almıştı. Fakat öyle ki bunlar; kendi kişiliğinin, içinde yatan şehvetin, zevklerinin ve oluşturduğu felsefesinin önünü alamamış görünüyor. Aslında almış olması da gerekmiyor çünkü Sade, dediğim gibi düşüncelerinin ve yaşantısının temeline liberten düşünceleri koyuyor, doğayı kendi müttefiki olarak kabul edip doğa düzenin insanlar tarafından eleştirilmesine son derece karşı çıkıyor. Kendisini şöyle tarif ediyor: “Evet, ben bir libertenim, itiraf ediyorum, bu konuda akla gelebilecek her şeyi düşündüm; ama düşündüğüm, tasarladığım şeyleri elbette yapmadım ve kesinlikle de yapmayacağım. Ben bir libertenim, adi suçlu ya da katil değil.” 

Log In

Forgot password?

Don't have an account? Register

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.