Yarım Öykü

YARIM ÖYKÜ

Kafasını kaldırıp saate baktığında vaktin  gece yarısını  çoktan geçtiğini fark etti. Şu küçücük odada, masasının başında, üstat saydığı Ömer Seyfettin posterinin karşısında ne de çabuk geçmişti on iki saat. Evet, tam on iki saattir yapmaya çalıştığı tek bir şey vardı: Hikayesine güzel bir son yazmak.
Kafasını kaldırıp saate baktığında vaktin  gece yarısını  çoktan geçtiğini fark etti. Şu küçücük odada, masasının başında, üstat saydığı Ömer Seyfettin posterinin karşısında ne de çabuk geçmişti on iki saat. Evet, tam on iki saattir yapmaya çalıştığı tek bir şey vardı: Hikayesine güzel bir son yazmak.

Yarım Öykü

YARIM ÖYKÜ

Kafasını kaldırıp saate baktığında vaktin  gece yarısını  çoktan geçtiğini fark etti. Şu küçücük odada, masasının başında, üstat saydığı Ömer Seyfettin posterinin karşısında ne de çabuk geçmişti on iki saat. Evet tam on iki saattir yapmaya çalıştığı tek bir şey vardı: Hikayesine güzel bir son yazmak. Ne zaman  yorulduğu, uyuması gerektiği gelse aklına içini bir hüzün kaplardı. Bir hikayeyi yarım bırakıp ertesi güne geçmek yarattığı tüm karakterlere ihanetti onun için. Ne zaman masadan kalkmaya yeltense  sarı saçlı Ayşe’si ona sesleniyor’’ Gitme’’ diyordu, Mavi gözlü Faruk’u bir ihanete uğramış gibi sinirli bakışlarla kağıtların arasından onu süzüyordu sanki. Sıradan bir öykü yazarı değildi o olamazdı da. Betimlediği bütün karakterleri yanında oturuyor hissediyordu. Ayşe’yi, Faruk’u ve nicesini karşısında bulunan  ustası Ömer Seyfettin’le tanıştırıyordu. . O bir karakter yaratmaya başladığında kimse o karakterin bir hayal olduğuna inandıramazdı onu, bir olay örgüsü yazmaya başladığında kalem kağıda değdiği an o olay gerçekti artık. Yarattığı karakterler camın dibinde yazdıklarını oynuyor o da camdan kafasını çıkarmış onlara müdahale diyordu sanki. İşte böyle bir adamın değil on iki saat yirmi dört saat geçse dahi öyküsünü yarım bırakıp kendine ihanet etmesi olanaksızdı. Bunu ne yarattığı karakterlere ne karşısında duran ustası Ömer Seyfettin’ e ne de kendisine yapamazdı.

‘’İlham gelmiyor’’ diye bağırdı kendi kendine. Mavi tüylü kalemini yavaşça masaya fırlatmış hâlâ öyküsüne yakışır bir son bulamadığı için kendisine kızıyordu. Yalvarır gözlerle Ömer Seyfettin’in posterine baktı ‘’ Lütfen yardım et bana usta’’ diye yalvarırcasına konuştu karşısındaki posterle ve kafasını iki elinin arasına koyup düşünmeye başladı. Düşündü düşündü ve birden az önce fırlattığı mavi tüylü kalemi eline alıp sarı saman kağıdına aklına gelen cümleleri yazmaya başladı. İlk kelimesini yazdıktan sonra bir şey unuttuğunu fark etti kafasını hafifçe kaldırıp kendisine ilham veren ve az önceki yardım dileklerine karşılıksız kalmadığını düşündüğü ustasına yüksek sele ‘’ Teşekkür ediyorum ustaa’’ diyerek mutluluğunu posteriyle paylaştı.  Yazdıkça yazıyor sarı saman kağıdının üzeri siyah harflerle süsleniyor yazdığı her cümlede yüzünde ayrı bir tatlı gülümseme ve mutluluk ışığı oluşuyordu. Mutluluğu yaşayan sadece kendisi değildi yarattığı tüm karakterlerin de bu sonu çok beğendiklerini ve çok mutlu olduklarını siyah harflerin içinden kendisine gülümsediklerini hissediyordu. Son noktayı koyduğunda saat 04.00’tü . Hikayesini son bir kez okuyup tatmin olduktan sonra saatlerce oturduğu koltuktan yavaşça doğruldu.  Sevdiğinin yüzünü okşar gibi yavaşça kağıtlara elini uzattı kağıtları okşayarak her karakterine  tek tek ‘’’ iyi geceler’’ dedi hayatta değer verdiği insanlara veda ederken onlara yakışır bir son bulmanın mutluluğu ve rahatlığıyla kapanan gözleri birkaç saat sonra başına geleceklerden habersizdi.

Telefonun ısrarlı çalışları  uykulu gözlerini daha fazla kapalı tutmasına engel oldu. Gözlerini açar açmaz telefonunu çaldıran kişiye lanetler okuyarak yatağının yanında yerde duran telefonu eline aldı ancak o telefonu açana kadar telefon susmuştu.  Telefonun ekranına baktığında donakaldı. Uykulu gözlerini kaşıdı kaşıdı tekrar teekrar kapatıp açma tuşuna tekrar tekrar bastı ve ekrana baktı kendisinin rüyada olduğunu sandı kendine sert tokatlar atarak rüyadan uyanmak istedi ancak rüyada değil hayatın tam ortasında en acımasız yerindeydi. Evet gördüğü gerçekti saat tam 12.00 idi. Patronu ve iş arkadaşları tarafından da tam elli kere aranmıştı. Aklına patronu Hikmet Bey’in geçen hafta söyledikleri geldi birden  ‘’ Eğer bir daha  öykü yazdığın için bir dakika bile geç kalırsan kovulursun!’’ Hikmet Bey’in ses tonundan kulaklarında çınladı bu ses. Bugün işe son gidişinin bilincinde olarak kalktı ve hazırlanmaya başladı elini yüzünü yıkayıp geldikten sonra son bir umutla telefonunun ekranına tekrar baktı ama gördüğü gerçekti saat öğle yarısını geçiyordu ve bugün kovulacaktı. Aynanın karşısındaki yorgun gözlerine baktı. Nasıl hissetmesi gerekiyordu, o nasıl hissediyordu? ,

Dünyanın en mutlu adamlarından birisi olması gerekmez miydi? Hem öyküsünü tamamlamış hem de hayatı boyunca asla yapmak istemediği mühendislik işinden bugün ayrılıyordu. İsteyerek ya da istemeyerek ne fark eder yıllarca sadece bir miktar para için yaptığı iş. Sadece bir miktar para. İşte içindeki duygu karmaşıklığının sebebi. O bir miktar para olmadan hiçbir şey yapamazdı. Yiyemez, içemez, barınamaz, giyinemez ve en önemlisi yazamazdı. Zar zor bulduğu işinden delice bağımlısı olduğu öyküler yüzünden kovulacaktı bugün. ‘’ Deliyim ben’’ dedi kendi kendine. Bu sefer sesini daha da yükselterek ‘’ Ben bir deliyim’’ diye bağırmaya başladı. Olmayan karakterler için harcadığı saatler… Kafayı yemek üzereydi, o kadar sinirlenmişti ki masanın üzerinde duran kağıtlara saldırıp hepsini yırtacaktı. Oysa üzerini siyah cümlelerle süslediği sarı saman kağıdını  yırtmak için eline aldığında kağıt üzerinde yarattığı karakterlerin  yaşadığı olaylar göründü yüzüne. Ayşe’nin ‘’ yapma’’ dercesine bakışı, Faruk’un sinirli bakışları yapamadı bu kağıtları yırtıp atıp kurtulamadı deliliğinden. Önce karakterlerinden sonra da sinirli gözlerle onu seyreden Ömer Seyfettin posterinden özür dileyip gözyaşları içinde evden dışarı attı kendisini.

İş yerine geldiğinde saat biri geçmişti. Otobüsle gelmek yerine yürümeyi tercih etmiş yol boyunca içindeki deliyi zapt etmeye çalışmıştı. Bugün işten kovulacağını bilmesinin verdiği rahatlık onu iyice gevşetmişti. İnşaat şirketinin koca binasının önüne geldiğinde kafasını kaldırıp şöyle bir baktı ‘’ Nasıl hissediyorsun?’’ sorusunu yine sordu kendisine ama yok hayır yine net bir cevap veremedi kendisine. Düşüncelerle dolu yürürken etrafındakilerin ona selam verdiğini görmüyor, duymuyor sadece yürüyordu. Düz karanlık bir yolda kulağında kulaklık bir Eylül akşamı  dökülen yaprakların arasında yürüyüşe çıkmış kendine şiir okuyor gibiydi. Onu bu hayalden uyandırıp hayatın gerçeğine bağlayan meslektaşı Mesut’un sesi oldu. Odasına doğru yürürken  arkasında kalın ve aşağılayıcı bir ses :’’ Hoop! Hikmet Bey seni odasında seni bekliyor önce onun yanına uğrasan iyi olacak’’

-Beni çağırmışssınız efendim

-Sana geçen hafta dediklerimi hatırlıyor musun ?

-Evet efendim ama..

-Ne aması adam yine öykü yazdın yarım bırakamadın kalkamadın. Biz seni yazar kadrosuyla işe aldık da haberim mi yok ?

-Efendim hayattaki en büyük zevkim…

-Bana ne lan hayattaki en büyük zevkinden madem yazmaktan zevk alıyordun git yazarak kazan paranı.

-Fakat efendim Türkiye’de yayıncılık sorunları…

– Bu beni ilgilendirmiyor defalarca aynı hatayı yapmadan önce düşünecektin bunları.

Ne diyeceğini bilmeden, başı eğik ve ne hissettiğini bilmeden  eşyalarını toplamak üzere odasına gitti. Daha o gelmeden eşyalarını doldurması için bırakılan koliyi fark etti. ‘’ Benim gidişime herkes ne kadar da hazırmış’’ dedi kendi kendine.  Kolinin içine koymak için eline aldığı her eşyanın üzerine yanaklarından süzülen gözyaşları değiyordu. Gözyaşlarının en acısı ise rahmetli annesinin fotoğrafının üzerine düştü.

Kucağında bir koli yürüyordu. Geniş caddelerden, dar sokaklardan, uzun köprülerden geçiyor nereye gittiğini kendisi bile bilmiyordu. Ayakları beyninden bağımsız hareket ediyordu. Onun kafasındaki düşünceler beynini fazlasıyla meşgul ettiğinden  beyninin başka hiçbir şeye odaklayamıyordu dolayısıyla da gideceği yeri belirleme ve hareketlenme görevi ayaklarına verilmişti. Neyse ki ayakları onu çok uzaklara değil evine getirmişti. Hareketlerini kendi düşünce ve kararlarıyla yapmıyor gibiydi. Sanki uzaktan kumanda ile birisi onu yönlendiriyordu. Kendisini masasının başında buldu. Kovulmasına sebep olan kağıtlara baktı. Gözyaşları yerini ufak bir tebessüme bıraktı. Aklına çok güzel bir fikir gelmiş gibi bir gülümseme oluştu bu sefer suratında. Yavaş hareketlerin yerini hızlı ve aceleci hareketler aldı. Masasını toparladı, önüne yeni boş sarı saman kağıtlarını dizdi, mavi tüylü kalemini kalemlikten aldı ve her hikayesine başladığında yaptığı gibi karşısnda duran Ömer Seyfettin posterinden destur alarak kalemini kağıda dokundurdu ve ilk cümlesini yazdı ‘’size işten kovulma hikayemi anlatayım…’’

Log In

Forgot password?

Don't have an account? Register

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.